Semra Şahin
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Ramazan Sofrası mı, Kâr Sofrası mı?

Ramazan Sofrası mı, Kâr Sofrası mı?

service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Ramazan ayı, sadece takvim yapraklarında yerini alan bir zaman dilimi değil; gönüllerin yumuşadığı, sofraların paylaşıldığı, bereketin çoğaldığı müstesna bir aydır. Bu ayda yapılan her iyiliğin katlandığına, her hayrın karşılıksız kalmadığına inanırız. Ancak ne yazık ki son yıllarda Ramazan’ın manevi iklimi ile çarşı-pazarın gerçekliği arasında derin bir uçurum oluştuğunu görüyoruz.

Eskiden Ramazan denildiğinde esnafın vitrinine asılan “Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan” yazıları, askıya çıkarılan ekmekler, veresiye defterlerinin sessizce kapatılması gelirdi akla. Çünkü bu topraklarda ticaret sadece kazanç kapısı değil, aynı zamanda bir ahlak meselesiydi. Bunun adı da Ahilikti. Ahilik Teşkilatı geleneği; alın terini, dürüstlüğü, ölçü ve tartıda adaleti esas alırdı. “Müşteri velinimettir” sözü lafta değil, hayatın tam ortasındaydı.

Bugün ise Ramazan ayı yaklaşırken bazı esnafın ve kamuoyunda “üç harfli marketler” olarak bilinen zincirlerin indirim yerine adeta “bindirim” yapması, fiyatları sessiz sedasız yukarı çekmesi vicdanları yaralıyor. Bereket ayı, ne zamandan beri fırsat ayına dönüştü? İftar sofralarına koyulacak bir hurmanın, bir pidenin fiyatı üzerinden hesap yapmak hangi ticaret anlayışına sığar?

Oysa Ramazan, paylaşmanın adıdır. İhtiyaç sahibinin gözetilmesidir. Sofrasına bir tas çorba koymakta zorlanan komşunun halini anlamaktır. Esnaf için bu ay; kâr marjını artırma zamanı değil, gönül kazanma zamanıdır. Çünkü kazanç sadece kasaya giren para değildir. Kazanç; edilen dua, kazanılan güven ve bırakılan izdir.

Burada elbette tüm esnafı aynı kefeye koymak haksızlık olur. Hâlâ mahalle kültürünü yaşatan, fiyatlarını sabit tutan, hatta indirim yaparak “Ramazan bereketi” diyen nice güzel insan var. Onlar, bu şehrin ve bu ülkenin yüz akıdır. Ancak fırsatçılık yapanlar da bilmelidir ki; kısa vadeli kazanç uzun vadeli itibar kaybına dönüşür.

Ramazan ayı; nefisle mücadele ayıdır. Sadece bireysel hırslarımızla değil, ticari hırslarımızla da yüzleşme zamanıdır. Herkes kendi vicdan terazisini önüne koymalı ve şu soruyu sormalıdır: “Ben bu ayda gerçekten bereket mi arıyorum, yoksa fırsat mı kolluyorum?”

Unutmayalım ki bereket; çok satmakta değil, helal kazançtadır. İndirim yaparak bir ailenin yüzünü güldürmek, belki de bir çocuğun iftar sevincine ortak olmak; reklamlardan, kampanyalardan çok daha değerlidir. Çünkü Ramazan’da yapılan iyilik, sadece bu dünyada değil, inancımıza göre ahirette de karşılık bulur.

Bugün çarşıya, pazara, markete düşen sorumluluk büyüktür. Bu ayı gerçek anlamıyla “bereket ayı” yapmak da, “fırsat ayı”na çevirmek de bizim elimizde. Gelin, Ahilik ruhunu yeniden hatırlayalım. Teraziyi doğru tutalım. Fiyat etiketlerine değil, vicdanımıza bakalım.

Ramazan; kazancı büyütme değil, insanlığı büyütme ayıdır.

Ramazan Sofrası mı, Kâr Sofrası mı?
Yorum Yap
Giriş Yap

Metropol Gazetesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Would you like to receive notifications on latest updates? No Yes