Ramazan ayı geldiğinde bu topraklarda sadece takvim yaprakları değişmez; sokakların ruhu, sofraların bereketi, insanların birbirine bakışı da değişir. Mahalledeki fırının önünde uzayan pide kuyruğu, iftara dakikalar kala evlere yetişme telaşı, camilerden yükselen ezan… Bunlar bir “ideolojik dayatma” değil; bir milletin asırlardır taşıdığı kültürel ve manevi hafızadır.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Ramazan etkinliklerine yönelik eleştirilere karşı yaptığı açıklamalar, aslında Türkiye’nin yıllardır süregelen bir tartışmasını yeniden gündeme taşıdı: Ramazan bir “Talibanlaşma” mıdır, yoksa bu milletin inanç ve kültür dünyasının ayrılmaz bir parçası mıdır?
Ramazan’ı İdeolojik Kavga Alanına Çekmek
“Ramazan yardımlaşmadır, dayanışmadır” diyenlere karşı “Ramazan Talibanlaşmadır” demek, sadece bir kavram tartışması değildir. Bu, toplumun büyük çoğunluğunun benimsediği bir değeri yaftalamak anlamına gelir.
Ramazan; infaktır, zekâttır, fitredir, iftar sofrasında paylaşmaktır. Komşunun kapısını çalmaktır. Yetimin başını okşamaktır. Eğer bu değerler birilerine “gericilik” gibi görünüyorsa, burada sorgulanması gereken Ramazan değil, bakış açısıdır.
Türkiye’de laiklik; din ve devlet işlerinin ayrılığıdır. Hiçbir inancın devlete egemen olmaması demektir. Ama aynı zamanda devletin de inançlara müdahale etmemesi demektir. Laiklik, inananı baskılamak için değil; inananla inanmayanın bir arada huzur içinde yaşamasını sağlamak için vardır.
Yüzde 99’u Müslüman Olan Bir Ülkede “Azınlık” Kim?
Türkiye’nin ezici çoğunluğu Ramazan’ı bir ibadet ayı olmanın ötesinde, kültürel bir miras olarak yaşar. Bu gerçeği yok saymak, sosyolojik hakikate göz kapamaktır.
Bir milletin ortak hafızasına “gericilik” yaftası vurmak, toplumsal barışı güçlendirmez; tam tersine kutuplaşmayı derinleştirir.
Ramazan etkinliklerine katılan çocukları, iftar programlarında bir araya gelen aileleri, camide mukabele okuyan yaşlıları “Talibanlaşma” ile ilişkilendirmek; haksız ve kırıcı bir genellemedir.
Laiklik Dayatma Değil, Güvencedir
Laiklik; kimsenin kimseye yaşam tarzı dayatmamasıdır. Ne inananın inanmayanı zorlamasıdır ne de inanmayanın inanana tepeden bakmasıdır.
Topluma “dini değerlerinden uzaklaşmayı” ilericilik diye sunmak ne kadar yanlışsa; dini değerleri kullanarak başkalarını baskılamak da o kadar yanlıştır. Özgürlük tek taraflı olmaz.
Bu ülkede artık kimse inancını yaşadığı için “gerici”, “çağ dışı” ya da “azınlık” muamelesi görmek istemiyor. İfade özgürlüğü savunuluyorsa, inanç özgürlüğü de aynı kararlılıkla savunulmalıdır.
Son Söz
Ramazan; bu milletin ruh köküdür. Bir ibadet ayı olduğu kadar, bir kültür mevsimidir. Onu ideolojik kavganın malzemesi haline getirmek yerine; birleştirici yönünü görmek gerekir.
Bu topraklarda özgürlük; hem laikliği savunabilme cesareti hem de Ramazan’ı coşkuyla yaşayabilme hakkıdır.
Gerçek demokrasi, ikisini birlikte koruyabildiğimiz gün anlam kazanacaktır.

