Facebook'ta takip et.Twitter'da takip et. Abone Ol!
Furkan Doğan sevgisi salona sığmadı
Güncel
2016-02-22 03:06

Furkan Doğan sevgisi salona sığmadı

Anadolu Öğrenci Birliği Gaziantep Şubesi Ortaöğretim Komisyonun düzenlediği "Mavi Kırmızı; Bir Şehide Şahitliğim" Konferansı yazar Ramazan Kayan'ın katılımıyla yapıldı. Anadolu Öğrenci Birliği Gaziantep Şubesi Ortaöğretim Komisyonun düzenlediği ve Mavi Marmara Şehidi Furkan Doğan'ın örnek hayatının anlatıldığı "Mavi Kırmızı; Bir Şehide Şahitliğim" Konferansı yazar Ramazan Kayan'ın katılımıyla Gaziantep'te yapıldı. 19 Şubat Cuma akşamı Bülbülzade Vakfı Davut Özgül Konferans Salonunda yapılan konferansa gençler yoğun ilgi gösterdi. Öyle ki, 300 kişilik konferans salonunda yer kalmadığı için dinleyicilerin çoğu konferansı ayakta dinlemek zorunda kaldı. Anadolu Öğrenci Birliği Gaziantep Şubesi Ortaöğretim Komisyonu öğrencilerinden Fatih Ahmetcan Alpcan tarafından sunulan program, Recep Tayyip Ateş'in Kur'an-ı Kerim ve Türkçe anlamını okunmasıyla başladı. Ardından Anadolu Öğrenci Birliği'nin tanıtım filmi izlendi. Tanıtım filminin ardından Mahmut Kılıç ve Beyza Akgedik tarafından konuklara şiir dinletisi yapıldı. 

Neden Furkan Doğan?

Şiir dinletisinin ardından yazar Ramazan Kayan kürsüye geldi. Mavi Marmara Şehidi Furkan Doğan ile ilgili gemideki anılarını anlatan Kayan sözlerini şöyle sürdürdü; "Neden Furkan Doğan? Bunu şöyle anlatayım; Bizim kuşak Metin Yüksel'le büyüdü, bilinçlendi, direndi. Bizim kuşağın idolü, örneği, modeli Metin Yükseldi. Günümüz gençliğinin modeli de Furkan Doğan'dır. Mutlaka gençliği Furkan Doğan'la tanıştırmam gerektiğine inandım. Çünkü gençlik örnek arıyordu. Bu örnekliğin de Furkan'da olduğunu fark edince artık Furkan'ı yazmak bana vacip oldu.

Onların alınlarındaki nişanları secde izindendir

Gemide iken bazı arkadaşlar yanıma geldiler; Kayseri'den bir gencimiz var, sizin kitaplarınızı okumuş, sizinle tanışmayı arzuladı, aldık yanına getirdik dediler. Benim Furkan'la tanışmam ilk o zaman oldu. Baktım prıl pırıl bir delikanlı. Alabildiğine yakışıklı, masum bir duruşu, mahcup bir duruşu var. Furkan'ı kucakladım bağrıma bastım. Eğildim yüzüne baktım. Ben Furkan'ın yüzüne bakınca başını önüne eğdi benimle göz göze gelmedi. Şaşırdım, biraz dikkatle bakınca anladım ki hayasından, edebinden utanıyor başını kaldırıp benimle göz göze gelemiyor. Daha da ilgimi çekti. Allah'ım dedim bu zamanda böyle güzel gençler de mi var dedim. Bir daha yüzüne baktığımda Fetih suresindeki şu ayet aklıma geldi. "Onların alınlarındaki nişanları secde izindendir." sanki Furkan'ın yüzünde secde izini görür gibi oldum. Yüzü ışıl ışıl kalbinin temizliği yüzüne vurmuştu. 650 kişi ile Akdeniz'de yolculuğumuz devam ediyordu. Hayatımın en güzel günlerini, saatlerini o gemide yaşadım. En güzel dostluklar, kardeşlikler, sohbetler, ibadetler o gemide idi. Hele hele kıldığımız namazları hiç unutamıyorum. Ben yıllarca konferanslarda namazı anlatmaya çalışmıştım, kitaplar yazdım. Allah bana huşu ile namaz kılmayı o gemide nasip etmişti. 

Furkan'ı kim görse bu çocuk çok farklı diyor

Gemide zaman zaman gözlerim Furkan'ı arıyor. Her gördüğümde dalgın, durgun, sessiz sanki bu dünyada işini bitirmiş gibi. Ama olgun bir hali var. Bazen bakarım Furkan'ın elinde süpürge var gemiyi süpürüyor. Çay getiriyor, yemek getiriyor gemideki insanlara hizmet ediyor. Gemide Furkan'ı kim görse bu çocuk çok farklı diyor. Biz böyle genç görmedik diyor. Allah esirgesin diyorlar. İşte bu güzel yolculuğa devam ederken artık yavaş yavaş Gazze'ye, Filistin'e yaklaşıyoruz. Bir gece kaptanımız bizi uyararak İsrail savaş gemilerinin yolumuzu kestiğini, gemimizi çember içine aldığını bizlere duyurdu. Gecenin karanlığında baktık ki İsrail savaş gemileri ışıkları bizim gemiye çevirmişler yakıp söndürüyorlar. Hani aç kurtlar kuzulara saldırmak için pusuda bekler ya o şekilde bekliyorlar bizi. Bizde hemen gemide can yeleklerini giydik. Gemide canlı yayın televizyon sistemi vardı. Hemen televizyona çıktık dünyaya sesimizi duyurduk. İsrail'in yolunuzu engellediğini, bize saldırabileceğini duyurduk. Türkiye kamuoyuna seslendik herkes İsrail'e tepki versin, gösteri yapsın diye. Uluslararası karasulardayız. İsrail uluslararası sularda yolumuzu kesti. Tabii biz karar verdik teslim olmayacağız. Bu gemide ümmeti Muhammed'in emanetleri var. Emaneti sahiplerine ulaştırmak için kendimizi savunacağız. Ama hiçbir silahımız yok. Çünkü biz savaş için yola çıkmamıştık, iyilik ve insanlık için yola çıkmıştık. İsrail hemen bize saldırmadı, sabah namazı vaktini bekledi. Cemaatle namaz kılarken saldırırsak onları kelepçeler İsrail'e götürürüz diye düşünmüşler. Tam sabah namazı vakti, biz namaza durduk. İsrail askerleri ikinci rekatta saldırdı. Dünyanın en gelişmiş teknolojik silahlarına sahip İsrail'e karşı kendi kendimizi savunuyorduk. Ses bombaları, sis bombaları, plastik mermiler, gerçek mermiler, savaş helikopterleri, savaş gemileri, hücum botlar, en seçme SAT komandoları ile saldırmaya başladılar. Atılan zehirli gazlarla göz gözü görmez oldu. Ama bir de baktık ki Akdeniz'den esen bir rüzgar tüm zehirli gazları bizden uzaklaştırıyor. Anladım ki Allah rüzgarla da Müslümanlara yardım ediyor. O gün 650 kişilik gemide bizden korkan bir Allah'ın kulunu görmedim.

Allah'ım şehadetini kabul et

Furkan İsrail'in cinnetini görünce dayanamıyor. Kayseri'den gelirken getirdiği kamera ile bu görüntüleri çekmek için güverteye çıkıyor. İsrail askerlerinin zulmünün görüntülerken, vahşetleri görüntülerken helikopterden İsrail askerleri Furkan'ın çekim yaptığını fark ediyor. Gelen ilk kurşun Furkan'ın başına isabet ediyor. Elindeki kamerası düşüyor. Elazığ'dan gelen Muharrem Güneş bana olayı şöyle anlattı: Hocam Furkan çekim yaparken İsrail askerleri ateş ettiler başından yaralandı. Kamerası düştü, kendisi düşmek üzereyken kucağımı açtım kucağıma düştü. Yaşıyordu benden su istedi. Furkan'a verecek su bulamadım. Askerler benim Furkan'la ilgilendiğimi görünce ikinci kurşunu bana sıktılar. Gelen kurşun sağ dudağımdan girip sol dudağından çıktı. Düştüm, Furkan yine su istedi. Sesimizi duyuramadık. Askerler Furkan'ı yanımdan çekip aldılar. hakaretler ettiler. Furkan'ı tekmelemeye başladılar. Sonra baktım silahları Furkan'a doğrultular. Furkan'dan son cümlesi şu oldu; "Allah'ım şehadetini kabul et." Bir daha Furkan'ın sesini duyamadım. Sadece silah seslerini duydum. Başından 4, göğsüne aldığı bir kurşunla şehit olmuştu. Ama yüzü pırıl pırıldı. Şu güzelliğe bak dedim. önce alnında secde izi, şimdi de alnında şahadet izi. İkisini birleştirdi gülümseyerek Rabbine gitti" dedi.

Konferansın tamamını bulbulzade.org web sitemizden izleyebilirsiniz.


Bu haber 1037 kez okundu.

HAVA DURUMU

SON YORUMLAR

Metropol Gazetesi

Tasarım & Kodlama: